Sürekli çiçekli – böcekli, dağlı – bayırlı, bisikletli – motosikletli yazılar yazdıktan sonra sanırım ilk defa bir şikayetimi yazacağım buraya. Etkili olur mu bilmiyorum ancak belki birilerine fikir verir. Yazımı okurken tarihlere dikkat etmeniz yazı bütünlüğü açısından önemlidir 🙂
‘Yaşam’ Kategorisi için Arşiv
“Parfüm” niyetiyle satın aldığımız birçok ürünün üstünde “eau de parfum”, “eau de toilette” vs. gibi farklı şeyler yazdığını görürüz. Özünde aynı olsalar da içerdikleri esans oranına göre farklı adlar alan bu ürünlerin basit bir grafiği için soldaki resme tıklayınız. Yazan yüzde oranları kalıcılığa doğrudan etki eden esans oranını belirtiyor.
Kol saati takmayalı uzun yıllar olmuştu ki artık spor bir saat alsam kendime iyi olur diye düşünmeye başladım. En son saat aldığımda ise internette bu denli derya deniz fikirler yoktu ya da ben bu kadar araştırmıyordum.
2008 yılında tesadüfen bir AVM’den aldığım Orient marka saatin aslında kaliteli bir marka olduğunu şimdilerde öğrendim. Öyle ki, saat işi kapitalizm nedeniyle kar marjının üretici tarafında en fazla olduğu işmiş ancak ben tesadüfen iyi bir marka alabilmişim. O insanların kolunda gördüğümüz Armani, Diesel gibi saatlerin aslında Çin’de 5-10 dolarlık mekanizmalar üzerine basılmış markaların minimum 500 liralara ulaşan saatler olduğunu da bu araştırmalarım sayesinde öğrendim.
Çoktandır şehirler arası yolculuklarımda uçağı tercih ediyor ve en az 2 – 3 yıldır otobüse binmiyordum. Özellikle İstanbul- Ankara arasında uçanlar hep uçağın bu mesafe için mantıklı olup olmadığının muhakemesini yapar. Bu muhakeme rötar yapan veya park için dolaşan uçaklarda daha çok yapılır. Vivalines, bu muhakemede otobüsün bir adım daha öne geçmesini sağlayan bir yolculuk deneyimi sağlıyor.
İşim gereği girişimcilerle ve girişimlerle sık ilgilenmeye çalışıyorum. Vivalines’ı, şehirler arası ulaşımın Starbucks’ı olarak tanımlasam hata olmaz sanırım. Basit bir otobüs yolculuğunu farklılaştırıp, değer katan bir girişim olarak tanımlasak yanılmayız sanırım. (daha…)
Gün geçmiyor ki devletimiz yeni gelir kapıları bulmasın… Yeni HGS/OGS, yeni nüfus cüzdanı, yeni ehliyet… Hepsi yeni, ancak aldığınız hizmet hala eski. Birkaç yıldır çıkışı adeta yılan hikayesine dönen yeni ehliyetin dağıtımına 1 Ocak 2016 itibarıyla başlandı. Benim gibi yurtdışına motosikleti ile giderken boş yere yıllık 500 TL ödeyerek beynelmilel ehliyet almak istemeyenlere gün doğdu (Yıllar önce çıkan ehliyet yasasındaki saçma bir ayrıntı nedeniyle yıllarca bu ücreti ödemeye mahkum olmuştuk).
Bakalım yeni ehliyete giden yolda karşılacağımız durumlar neymiş…
Kimileri için 365 günün sadece birisi, kimileri için kapitalizmin oyunu, kimileri için unutulmaması gereken bir gün… Bugün yine 14 Şubat ve bugün yüzyılın en büyük aşıklarından “Nazım Hikmet”in aşklarını anlatacağız. (daha…)
Yeni yıl geliyor, mağazalar ışıldayan vitrinlerini süslemiş, insanlarda tatlı bir telaş vardı. Oysa ülkenin bir diğer yarısındaki telaş bundan çok daha farklıydı: “hayatta kalma telaşı”
Sosyal medyada dolaşan, pembe bir ayakkabıya “onun olamayacak kadar güzel” olduğu için biraz tereddütlü, biraz mutlu, biraz heyecanlı sarılan bir kız çocuğu fotoğrafı etkilemişti beni. O gülüşün yakından tanığı olmalı ve mümkün olduğunca çok çocukta aynı gülüşü görmeliydik.
Stereotip haritaları ile tanınan Yanko Tsvetkov, Önyargılar Atlası 2 kitabı ile kuşaklar arasındaki farkı birbirinden ilginç haritalar ile ortaya çıkarmış.
Sanatçı büyükannesinin zamanındaki önyargılardan başlayıp, günümüzde ortalama bir Facebook kullanıcısının dünyayı nasıl gördüğüne kadar ilerliyor. Kitapta Avrupa için de özel bir bölüm bulunuyor. Bu bölümde yer alan Avrupa’yı Parçalamak: Avrupa’yı Bölmenin 20 Yolu başlıklı harita ise hicivli yaklaşımıyla internette en çok paylaşılan posterler arasında…
Yakın zamanda Facebook’ta, diğer sosyal ortamlarda ve hatta bazı gazetelerin web sitelerinde hızlıca paylaşılan haberi ilk okuduğumda halkın büyük çoğunluğu gibi olmak istemediğimden ötürü araştırma ihtiyacı hissettim.
Araştırma sonucu, bu haberi ortaya atanın “Kirpice” adlı bir mizah sitesi olduğu ve uydurmaca haberin bu kadar hızlı yayılmasından ötürü bir açıklama yapmak zorunda kaldıklarını öğrendim.
Habere ve açıklamaya aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:
http://www.kirpice.com/starbuckstan-diski-itirafi/
Son olarak anladım ki, gaza gelmeyi araştırma yapmaktan daha kolay buldukça insanlık işimiz çok zor 🙂
Yazla birlikte Facebook’ta, Twitter’da, Instagram’da vb. sosyal ortamlarda denizi fon yapıp “ayak” fotoğrafı çekenler çoğaldı. Bu yazımla kimseyi doğrudan hedeflemiyor, sadece düşüncelerimi paylaşıyorum.
Yahu tatile gitmişsin; deniz, kumsal, güneş… Ama o “ayak” nedir kardeşim?
Anladık mutlusun, enerji dolmuşsun ve o enerjinle elde telefon, bataryasını şarj ediyorsun. Etrafta insanlar kımıl kımıl, kuşlar şen şakrak, kumsallar sıcak sıcak, dalgalar culup culup…
Bak fotoğrafını çekebileceğin güzelliklerden birkaç örnek vereyim de, ufkun açılsın:
Git masmavi denizi çek, bembeyaz şezlongu çek, tertemiz havlu üzerinde duran sarı sayfalı kitabı çek, açılmış şemsiyeyi çek, içilmiş bira bardağını çek, bardağa yapışmış kumu çek, kumdan kale yapan çocuğu çek, güneşlenen ünlüyü çek, hizmet eden ünsüzü çek, yan yürüyen yengeci çek, düz yüzen balığı çek, parlayan “Rayban”ı çek, parlamayan terliği çek…
Gördün mü ne çok şey var çekilecek.
Ama o ayağı çekme kardeşim, üç kuruşluk tatil hayalimizi nasır etme…