Prometheus’un Gezi Güncesi: Mayıs’ı İznik’te Karşılamak

Yayınlandı: 01 Mayıs 2016 / Motosiklet, Motosikletli Gezilerim

En son İğneada’ya yaptığım çadır konaklamalı gezimden bu yana büyük motosikletimle uzun yol yapmamıştım. Bir süredir yaptığım en uzun yol Şile’ydi ve pas atma zamanı gelmişti.

Aynı zamanda yeni aldığım SW Motech Yan Çanta Seti‘ni deneme fırsatı yaratacak bir gezi planlarken internette yaptığım bir 10 dakikalık araştırma sonrası İznik’te karar kıldım. Ardından hemen Booking.com üzerinde en uygun fiyatlı oteller arasında puanı en yüksek olan İznik Otel’de rezervasyon yaptırdım (Yazının devamında detay vereceğim ancak otelden çok memnun kaldığımı yeri gelmişken belirteyim)

Sa13072885_10154125494273559_337133801850902700_oat 18.00 civarıydı, olabilecek en hızlı şekilde hazırlanmalı ve her zamankinin aksine en az maceralı, en hızlı olabileceğim yolu seçmeliydim. Bu şartlar altında E5 üzerinden Kocaeli’ye kadar gidip Gölcük yoluna saptıktan sonra İznik’e inmeyi planladım ve 19.30 gibi düştüm yola. İlk mola Pendik’te benzin alırken:

Gölcük yönüne döndükten sonra İznik’e inen yolu kaçırdığımı fark ettim. Geri dönmek yerine bir sonraki tercih olan Karamürsel üzerinden ineyim diye düşündüm. Kaçırdığım yolu bilmiyorum ama Karamürsel üzerinden inen yol tam da motosikletler için. Bazen aşırı keskin hale gelse de çok güzel virajları var. Fakat virajlara vardığımda saat 21.00 olduğu için karanlık tempomu çok düşürmüştü. Üstelik yol öylesine ıssızdı ki ne teknik bir sorun ne de kaza gibi başıma bir şey gelmemeliydi. Bu nedenle maksimum dikkat ve minimum süratteydim 🙂

İznik’e indiğimde oteli bulmam zor olmadı. Birçok otel tam sahil kıyısındayken İznik Otel için sahili kesen bir sokaktan içeri girmeniz gerekiyor. Sokağın başındaki tabela size oteli kolaylıkla bulduruyor.

Otele giriş yaptıktan sonra çantaları bırakıp üzerimi değiştim ve resepsiyondaki arkadaşın da önerisiyle çarşıdaki Köfteci Yusuf’a gittim. Köfteci Yusuf bu bölgede (Bursa ve civarı) çok meşhurmuş, öyle ki içerisi saat 23.00’te bile tıklım tıklımdı. Sanırım nedenini şu iki fotoğraftan daha net anlayabilirsiniz, özellikle “ekmek kadayıflı kaymak” beni benden aldı 🙂

13086790_10154125819268559_1207957237819146851_o13139092_10154125886503559_5741787643391175132_n

Yemekten sonra tekrar otele döndüm. Burada otele özel bir vurgu yapmak lazım, gerçekten çok temiz ve nezih bir otel. Kahvaltısı başarılı, çayı ise gerçekten çok lezzetliydi. Üstelik civarda fiyat/performans açısından en uygun otel. Hem otel sahibinin hem de çalışanlarının güler yüzlü olması da beni çok mutlu etti. Otelin Booking.com üzerindeki adresi burada: http://booking.com/65d12d72b288iznik otel

Kuş sesleri arasında huzurla çekilen uyku sonrası, sabah 6.30’da uyandım. 7 gibi kahvaltıya indim ve ardından ışığı kaçırmadan hemen ilçeyi gezmeye başladım.

İznik ülkemizdeki birçok eski yerleşim birimi gibi surlarla çevrili bir ilçe. Şehrin eski adı “Nikea”dır. iznikYunanca önüne “sur içinde” anlamı ifade eden “is” eki getirilerek bugünkü adını almış. Her ne kadar surların önemli kısmı yıkılmış olsa da 4 tane kapısı bulunuyor. Sur kapılarını birbirine bağlayan yollar tepeden bakıldığında Haç işareti şeklinde. İlçe Hristiyanlık için büyük bir öneme sahip, öyle ki Roma İmparatorluğu’nun resmi dini olarak Hristiyanlığın görüşüldüğü ilk Hristiyan Konsil’i burada toplanmıştır. İznik tarihi hakkında Vikipedia’dan daha detaylı bilgi almak isterseniz: https://tr.wikipedia.org/wiki/İznik

Çandarlı_TürbesiSur kalıntıları dışında Ayasofya Kilisesi ve Yeşil Cami diğer gezilmesi gereken yerlerden. Çandarlı Ali Paşa, Çandarlı İbrahim Paşa ve Çandarlı Kara Halil Hayrettin Paşa mezarları yine İznik’tedir.

Şehir gezisi tamamlandıktan sonra rotamı “görülmesi gereken yerlerden” olarak not ettiğim Dört Tepeler Tümülüsleri ve Dikilitaş için Elbeyli’ye çevirdim. (Tümülüs; bir mezar ya da mezarlık içeren toprak yığılarak oluşturulmuş tepeciklere verilen ad) Önce Dikilitaş’ı görmek üzere köyün içindeki levhaları takip ettim.

Bu mezar anıtının üzerindeki Grekçe kitabe Nikaeia kapılarını yaptıran Cassius Chrestus’un kardeşi veya yeğeni 13112752_10154126819523559_2631010024067758570_oCassius Philiscus´a aittir. Anıt, 3 metre yüksekliğinde, 2 metre genişliği olan gri damarlı kesme taşlardan yapılmış kare prizma şeklindeki bir kaide üzerine oturmuştur. Bunun üzerinde 46 santimetre yüksekliğinde, köşelerine palmetli akroterler yerleştirilmiştir. Bu kaidede üç yüzeyli, yukarıya doğru yükselen ve bir biri üzerine demir kamalarla oturtulmuş beş beyaz mermer blok yerleştirilmiştir. Bundan ötürü de bu anıta Beştaş ismi yakıştırılmıştır. Günümüze gelebilen konumu ile yüksekliği 12 metredir. Beşinci taşın üzerinde, altıncı bir taşın olduğu ve sonra onun düşerek yok olduğu bilinmektedir. Anıtın geniş olan birinci taşı üzerindeki Grekçe kitabede ; “C.Cassius Philiscus, C.Cassius Asklepiodotus ´un oğlu, 83 yıl yaşadı” yazılıdır. Kitabede ismi geçen C.Cassius Asklepiodotus, Nikaia´nın ileri gelen zengin ailelerinden bir kişi idi. İ.S. 66 yılında Roma imparatoru Neron (54-68) tarafından sürgüne gönderilmiş tüm varlığına el konmuş, İmparator Galba (68-69) tarafından Nikaia´ya geri dönmesine izin verilmiştir. Anıtın kaidesinin iki yanında görülen ayak izleri ve bağlantı yuvaları, bu kısımda bronz heykellerin bulunduğunu işaret etmektedir. Anıtın en üstünde bulunan ve kaybolan altıncı taşın üzerinde bronzdan zafer tanrıçası  Nike´nin veya Zeus’un kartalı ile heykelinin bulunduğu sanılmaktadır. Anıtın toprağa gömülü olan alt bölümünde mezar odası bulunmaktadır. Ancak burası kaçak kazılarla tahrip edilmiştir. Beştaş Anıtı, mezar odası ve üzerindeki sütun ile bir bütün olarak kendine özgü bir mezar anıtıdır.

Dönüşte Elbeyli köy kahvesinde tanıştığım Mehmet Amca’nın (Mehmet Yıldız) çayını da içtikten sonra sıra geldi Tümülüs’leri görmeye.

Elbeyli’de Dört Tepeler olarak bilinen mevkide birkaç sene önce köylüler tarafından tesadüfen bulunmuş mezarların 2000 yıllık olduğu ve Bithynia Krallığı zamanından (Helenistik dönem) kaldığı söyleniyor. (Detaylar için tıklayınız)

tumulustumulus2

Elbeyli’den geri dönerken şu an restorasyon aşamasında olan “Hipoje Yer Altı Mezarı”nı da ziyaret ediyorum. Maalesef pazar günü olması nedeniyle (ya da restorasyon nedeniyle) kapısı kilitliydi 😦 Ancak şu bilgileri vermeden geçmeyeyim:yeraltımezarları1

Hipoje, Elbeyli kasabasının Hesbekli mevkiinde M.S. IV-V. yüzyılda yapıldığı anlaşılan benzersiz bir yeraltı mezar odasıdır. Üzeri bir tonozla örtülüdür. Tavan ve duvarları bitkisel ve geometrik motifler ile hayvan figürlerinden oluşan fresklerle dekorludur. Fresk tekniğinde yapılmış Bizans resim sanatının en güzel anıtsal örneklerinden biri olup, Hristiyan dini motiflerinin sembolik bir anlayış ile betimlenmesi bakımından önemli bir eserdir.

Gezimin sonuna yaklaşırken rota yine bir önceki gece karanlıkta geldiğim Karamürsel yolu. Yolun yarısına kadar aynı yoldan devam ettim ancak bu sefer dönüşte feribot kullanacağım için yarısında iken Soğuksu tarafına saptım. Karamürsel yolu boyunca birçok bisikletli ile selamlaştım. Bu yol biz motosiklet sürücüleri kadar bisiklet sürücüleri için de tercih edilen bir yol olsa gerek 🙂

Bolca tarih ve doğa içeren bir gezimin daha sonuna gelirken SW Motech yan çantaların hakkını verdiğini söylemeliyim. Bununla ilgili bir yazıyı da daha sonra yazacağım.

Sonraki gezide buluşmak üzere..

Gezinin rotası için tıklayınız

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.