Prometheus’un Gezi Güncesi: Bayramda 600 Km Kuzey Trakya Turu

Yayınlandı: 19 Temmuz 2015 / Motosiklet, Motosikletli Gezilerim

foto-1Uzun zamandır planladığım ancak hafta sonuna sığdıramayacağımı bildiğim bir rotaydı Trakya turu. Bayram tatili ile birlikte gelen ilave 1 gün (ve hazırlanmam için yarım günlük arife günü) ilaç gibi gelmişti.

İnsanların güneye akın ettiği tatilde, daha sakin olacağını düşündüğüm kuzeye çevirdim rotamı. İğneada – Kıyıköy – Yalıköy ve Karaburun’dan sonra tekrar eve dönecektim.

Rotamı Google Maps’te görüntülemek için tıklayınız…

Her ne kadar otel ya da pansiyon bulabileceğime inansam da yanıma uyku tulumu, mat ve Decathlon’dan aldığım hızlı kurulma özelliği olan iki kişilik bir çadır aldım. Aslında tek kişilik ve iki kişilik arasında kalmıştım, ancak eğer eşyalarınızı da çadırın içerisine sokmak isterseniz kesinlikle 2 kişilik alın. Eğer iki kişi konaklayacaksanız da 3 kişilik almaya özen gösterin. Sabah kalktığımda dışarıda unuttuğum pilaj terliklerimin üzerindeki çiğ taneleri resmen hortumla ıslatılmış gibiydi. Yani eşyaları çadırın içine almak çok mantıklı bir davranış 🙂

Bayramın ilk günü sabah 8 gibi koyuldum yola, İstanbul yine her bayram olduğu gibi “insan yaşayacak hale” gelmiştifoto-2 🙂 Otoban boyunca Lüleburgaz gişelere kadar devam ettim. Gişe çıkışında motosiklet.net sitesinde yöneticilik yaptığım zamanlardan tanıdığım ve Pınarhisar’da yaşayan arkadaşımı ziyaret ettim. Rotada siz direkt Kaynarca’dan devam edebilirsiniz.

Haritada aslında yolu uzattığımı ve Çukurpınar Köyü’ne girdiğimi göreceksiniz. Bu köye gitmek istememin asıl amacı Sabahattin Ali için yapılmış anıt mezarı görmekti. Ancak köylüler mezar yerinin çok karmaşık olduğunu ve motorun çok zorlanabileceği yollar olduğunu söylediler. Esasen altımda daha önce kullandığım Caponord ya da XT660R olsa hiç çekinmeden girebilirdim, ancak yol arkadaşımı üzmek istemedim. Köy yollarından yolculuğuma devam ettim.

foto-4Çukurpınar’ın rotamda olması aslında bana Dupnisa Mağarası’nı da foto-3görme fırsatı verdi. Trakya’nın turizme açık tek mağarası olan Dupnisa Mağarası, Demirköy İlçesi sınırlarında olsa da ilçe merkezine biraz uzak kalıyor. Sarpdere Köyü sınırlarındaki bu Mağara 3200 km’lik uzunluğu ile gerçekten çok büyük bir mağara. Ancak turizme açık olan kısmı maalesef bana kısa geldi. Bu arada bir not düşeyim, mağaraya girerken üzerinizde mutlaka kalın bir şeyler olsun. Arkadaşımın önerisi ile motosiklet montumu çıkarmadan girdim ve insanlar üşürken ben etrafın zevkini çıkarıyordum.

Rotam boyunca birçok yol irili ufaklı çukurlarla doluydu. Bunda Longoz Ormanları’ndan ağaç getiren araçların etkisinin çok olduğunu düşünüyorum. Bu çukurlar yüzünden virajların keyfini çıkaramıyorsunuz, ancak doğanın keyfini fazlasıyla çıkardığınızı söyleyebilirim. Yolun büyük bir kısmı her iki tarafı ağaçlarla kaplı yollardan oluşuyor ve bu sahne bile sizi “iyi ki buradayım” diye düşündürmeye yetiyor.

ve İğneada…

Öğleden sonra saat iki gibi İğneada’ya varıyorum. Tahmin ettiğimin aksine tüm otel ve pansiyonlar dolu ya da daha az kazanacakları için tek kişisiniz diye size oda vermek istemiyorlar 🙂 İğneada’ya indikten sonra sahilden Bulgaristan yönünde ilerlerseniz solda kamp yapmış çadırları ve “Çapulcu Memet Dede’nin Kamp Yeri” levhasını görebilirsiniz. 15 TL giriş ücreti ödedikten sonra kendime güzel bir kamp yeri seçiyorum.

foto-5Kamp alanı öyle çok da muhteşem bir yer sayılmaz aslında. Tek artısı, tek başınıza uzak bir yere kamp kurmaktan daha güvenli ve çok muhteşem olmasa da tuvalet ve su seçeneklerinizin olması iyi oluyor. Ayrıca jandarmadan ayrıca izin almanıza da gerek kalmıyor. Kamp alanının sahile çok yakın olması da bir avantaj tabi.

Çadırı kurup, motosikleti güzelce park ettikten sonra Dayko Bistro’da denize karşı biramı içtim. Akşam yemeği için Foursquare’den bulduğum Dobrodošli Köftecisi’ne (Sırpça “hoş geldiniz” anlamına geliyormuş) giderek karnımı doyurdum ve tekrar günü bitirmek için İğneada Balık Restoran’a giderek müzik eşliğinde bir şeyler içmeye devam ettim.

Ertesi sabah saat yine 8 gibi yola çıkmaya hazırdım. Aslında kafamda Longoz Ormanları içerisindeki orman yolundan Kıyıköy’e varmak vardı, ancak konuştuğum insanlar o yolun sıkça bozulduğunu ve son durumunun ne olduğunu bilmediklerini, bu nedenle Demirköy üzerinden Sivriler’e inerek gitmemin daha iyi olacağını söylediler. Bu durum ikinci kez karşıma çıkıyordu. Bir üçüncüsünü de Kıyıköy – Yalıköy arasında yaşayacaktım. Daha önce de dediğim gibi enduro-touring bir motosikletim olsa gözüm kapalı gireceğim bu yollar altımdaki spor bir motosiklet olunca maalesef birkaç kez düşündürüyor.

Kıyıköy

foto-6Dedikleri gibi Demirköy ve Sivriler üzerinden Kıyıköy’e indim. Köye giriş ve çıkışta bir kemerin altından geçiyorsunuz. Bu kemerler eskiden kalma bir sura aitmiş ancak şimdilerde sadece bu kemerler kalmış.

Kıyıköy rotamda yer alan yerler arasında en çok beğendiğim yer oldu. İnsanların sıcaklığı, evlerin birbirine yakın olması ve sokakların eski zamanları andırması gerçekten etkileyiciydi. Merkezde yer alan Cadde Cafe’de yemek yerken, motosikletimi gören Ankaralı bir arkadaşın (Alper) yanıma gelerek kahvaltıya eşlik etmesiyle yolculuk daha da keyiflendi.

Kıyıköy’den sonra rota Yalıköy’dü ve yine benim bulduğum yollara yönelik uyarılar nedeniyle, yolu biraz uzatarak Yalıköy’e vardım.

Yalıköy

Yalıköy’e indikten sonra köy içine değil de sahil tarafına ilerlerseniz yine tek kişi olduğunuz için size oda vermek istemeyen otelleri görebilirsiniz. 🙂 Otellerden birinin işletmesini aldığı bir kamp alanına (sahilden Bulgaristan yönüne doğru giderken solda) 10 TL ödeyerek giriş yaptım. Bu kamp alanında; nispeten daha temiz tuvaletler, duş alanları ve her çadır alanına çekilmiş elektrik vardı. Kamp alanı aslında bir karavan kampı alanıydı bu nedenle etrafta ağaç yoktu. Sıcaktan bayılmamak için hızlıca çadırı kurup, akşam olmadan da içine girmemek lazımdı.

11227859_10153402532478559_6426281905402216396_nÇadırımı kurduktan sonra önce bir restoranda kiremitte köfte yedim. Biraz yürüyüşten sonra sahilde güneşlendim ve akşam yemeği için Koru Restoran’a gittim. Bu restoranın çalışanları gayet güler yüzlü ve fiyatlar gerçekten çok uygun, üstelik manzarası şahaneydi. Tekrar Yalıköy’e gidecek olsam kesinlikle burada yemek yerim.

Gün batımı için sahil boyunca yürüyerek yolu bitirdiğinizde güzel bir manzara karşılıyor sizi. En uçta görünen Bulgar dağlarıymış. Kimbilir belki bir gezimizde de oradan bu tarafı fotoğraflarız 🙂foto-7

Sabah kalktığımda Karaburun’u rotadan çıkarmaya karar verdim. Çünkü zaten Terkos Gölü için bir rota yapacaktım, Karaburun’u da oraya eklemeye karar verdim. Böylelikle Yalıköy’den sonra evin yolunu tutmuş oldum. Bayram dönüşü olmasına rağmen sabah erken saatlerde dönmek gerçekten iyi oldu. Yollar yeni yeni kalabalıklaşmaya başlıyordu ki, akşamı düşünemiyorum.

Gezinin özeti ile yazımı bitirirken, geziyle ilgili daha çok fotoğrafı Facebook albümümüzde görebileceğinizi tekrar hatırlatmak isterim.

Özetler

– Muhteşem bir doğa, harika manzaralar, güzel yemekler derken neredeyse her restoranda bira içtim 🙂 Bu nedenle kamp alanlarının merkeze yakın olması önemliydi, çünkü her seferinde motosikletimi kamp alanında bırakarak yürümeyi tercih ettim. Alkollü iken lütfen motosiklet kullanmayalım.
– Dönüş yolunda Karacaköy – Çatalca arasındaki asfalt yolun büyük bölümü çok güzel. Bu yola harika virajlar eşlik ediyor. Spor motosiklet sürmeyi sevip de Şile-Ağva’dan sıkılanlar için günübirlik güzel bir gezi olur.
– Üç yer arasında Kıyıköy favorim oldu. Tekrar görmek isteyeceğimi düşünüyorum.
– Gece barlarda dolaşmayı istiyorsanız tercihiniz İğneada olsun. Kıyıköy’de gece kalmadım ama İğneada’dan daha iyi olamayacağına eminim. Yalıköy ise İstanbullular’ın piknik alanı gibi olmuş zaten.foto-8
– Minimum 150 TL tek kişi ücreti olan odalardansa kamp yapmayı tercih edin derim. İki günde karım 275 TL. Oteller gördüğüm ve okuduğum kadarıyla öyle çok da muhteşem değiller, bu nedenle bu farka değeceğini düşünmüyorum.
– Decathlon’dan aldığım çadırın modeli “2 Seconds”. Kurulumu çok kolay, toplaması biraz daha zor ama normal çadırlara göre çok çok kolay. Özellikle tek kişiyseniz çok pratik oluyor. Üstelik çift katlı olması sayesinde içerisi nem yapmıyor. Her ne çadır alırsanız alın, çift katlı olmasına dikkat edin.
– Bir önerim de elastik file için olacak. Daha önce motosikletim için aldığım file; mat ve tulum üzerindeki çadırı sabitlemek için kısa kaldığından iki adet kanca lastik almıştım. Ancak tesadüfen ikinci bir file olsun diye aldığım Automix 38cm X 75 cm file inanılmaz işimi gördü. Bu sayede mat, tulum ve çadır bir arada güvenle durdular
– Benzin alınabilecek yerler; Demirköy (Total) ve Kıyıköy (BP – PO). Bunun dışında İğneada ve Yalıköy’de bilindik istasyonlara denk gelmedim. Rota boyunca birkaç kez Energy markalı istasyon gördüm.
– Bu rota beni tekrar enduro-touring bir motosiklet alma konusunda dürttü. Yakında motosikletimi değiştirirsem Longoz Ormanları’na dalacağım, onun da ayrı bir gezi yazısını yazarım 🙂

Herkese kazasız ve keyifli sürüşler dilerim.

Onur ÖZDEMİR

Reklamlar
yorum
  1. […] Lübnan gezimdeki Jeita Mağarası, hem Kuzey Trakya turumdaki Dupnisa Mağarası, hem de bu Fakıllı mağarası bana mağara gezmeyi sevdiğimi […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.